» İslamda Kardeşlik ve Sevginin Önemi
googlede ara




Sevgi ve Kardeşlik
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN R. Aleyh Hoca Efendi

Bismillâhir-rahmânir-rahîm.

Üzerimize saçtığı sonsuz nimetlerinden dolayı Rabbimize tâkatimizce hadsiz hesapsız hamd ü senâlar olsun... Onun alemlere rahmet olarak gönderdiği habîb-i edîbi, serverimiz, önderimiz Muhammed-i Mustafâ'sına içten, candan salât ü selâmlar olsun...

Bugün burada en yaygın, en mühim, en tatlı duygulardan biri olan sevgi konusunda konuşmak üzere bulunuyorum. Sevgi müslümanın nazarında nasıl bir şeydir; makbul müdür, merdud mudur, yasak mıdır, haram mıdır, mübah mıdır, helâl midir?.. İslâm'da yeri var mıdır, yok mudur?.. Önemli bir konu.

Sevginin evrensel ölçüler içerisinde insana rûhî bakımdan, bedenî bakımdan ne kadar faydalı olduğu bilinen bir husustur. Sevgi ile beslenen bebekler, sevgiden mahrum büyütülen bebeklerden daha büyük bir gelişme gösterirler. Çok büyük bir doğumevinde, aynı günde doğmuş belli sayıdaki bebekleri ikiye ayırmışlar. Bir grubunu severek, okşayarak, şakalaşarak beslemişler bir kaç hafta... Bir kısmına da sadece aynı miktarda gıdaları vermişler. Çocuklar daha küçük, yeni doğmuş, aynı günde doğmuş, kiloları aynı; fakat sevgi ile beslenen çocuklar daha çabuk gelişmişler, sadece gıdası verilen çocuklardan daha hızlı neşv ü nemâ bulmuşlar.

Bu, sevginin bir maddî gücü olduğunu da gösteriyor. Sıhhî gücü olduğunu, rûhî bedenî gücü olduğunu gösteriyor. Bu belli... Ailevî ve ictimâî yönden de çok önemli olduğu, o da isbatlanmış bir husustur. Bu ilimlerle ilgilenen kimselerin bildiği bir husustur. Bütün suçlu insanlar, ailesinde sevgi görmemiş, toplumdan dışlanmış, sevgisiz ortamda yetişmiş insanlardır. Bütün başarılı insanlar sevgi ile büyümüş, çevresinde kendisini seven, destekleyen insanlar olan kimselerdir.

Böylece sevgi maddî yönü ile de ele alınması gereken bir konudur. Ayrıca dînî bakımdan da önemli bir konudur. Çünkü çok sevaplı bir konudur. Sevgiye sevap ve mükâfaat çok fazladır. Sevginin ahirette de çok büyük faydası olacaktır. O bakımdan bir müslüman olarak bu konuda düşüncelerimizin bilinmesi, müzakere edilmesi, tanıtılması önemlidir.

a. Sevgi Nedir?


Sevgi gönlün tad duyduğu, lezzet duyduğu, beğendiği bir şeye meylidir. Yâni, bir meyil var, bir akış var, ama bu beğenmekten, sevmekten kaynaklanıyor, lezzetten, tad duymaktan kaynaklanıyor. Arapçada sevgi, meveddet ve mahabbet kelimesiyle ifade edilir. Biz mahabbeti muhabbet yapmışız. Mim harfi dudak harfi olduğu için, Türk telaffuzu üstününü ötüreye çevirmiştir. Aslı mahabbettir. Çünkü masdar-ı mîmî sigasıdır, mimi üstünlüdür.

Meveddet ve mahabbet denildiği gibi, hubb ve vüdd de kullanılmıştır. Seven insana muhib denmiştir, sevilene mahbub denmiştir. Habib denmiştir, mevdûd denmiştir. Allah-u Teâlâ'nın esma-ü hüsnâsından birisi Vedûd ismidir. Ehab kelimesi hadis-i şeriflerde çok geçer, şu şundan daha sevgili, sevimli mânâsına... işte bu kelimelerle ifade edilen bir duygudur. Eğer bu duygu şiddetli ise, kuvvetli ise, buna aşk adı verilir. Bunun da doğrusu Arapçada esre ile ışk'tır ama, Türkçede onu aşk diye telaffuz etmiş büyüklerimiz. Galat-ı meşhur diyoruz böyle yaygın olan tatlı yanlışlıklara...

Şiddetli seven insana âşık derler. Sevilene mâşuk adı verilir. Edebiyatımızda bir Aşık Edebiyatı vardır; eline sazı alıp, diyar diyar gezip sevgisini sazıyla terennüm eden insanların ortaya koyduğu edebiyat... Divan Edebiyatı ondan hiç aşağıya kalmaz, aşk ve sevgi bakımından dopdolu şiirlerle lebâleb doludur.

Aşk duygusunun, sevgi duygusunun karşıtı Arapçada nefret vardır. Sevilmeyen şeye menfur derler. Biraz daha şiddetli ise bu duygu, buğz derler. Sevilmeyene mebğuz denilir, mahbubun zıddı olarak... Kızana mubğiz denilir, muhibbin zıddı olarak... Bu kızgınlık çok daha şiddetli ise, makt adını alır. Şiddetli kızgınlık, şiddetli sevmemek demek... Bir de bu sevmemekten doğan iç kaynamasına, sevmediği insana karşı insanın içinin kaynamasına gayz denilir. Bu gayzı tutmaya, insanın kendisine hakim olmasına kezmül-gayz; tutan insana kâzımînel-gayz derler. İnsanın kızgınlığını tutabilmesi, insanın duygusunda fren olması, güzel bir şey...

Tabii nihayet, sevginin karşıtı bir kelime olarak adâvet kelimesi vardır, düşmanlık etmek mânâsına... Düşmanlık edene adüv derler, çoğulu a'dâ gelir. İşte böyle kelimelerle bu konu kur'an-ı Kerim'de, hadis-i şerifte, İslâmî edebiyatta geçer.

Bu gönlün, kalbin meylinin mahiyetini tahlil ettiğimiz zaman, "Nerden çıkıyor insanın gönlünün böyle bir şeye akması bir şeyi beğenmesi, ondan lezzet alması nerden doğuyor?" diye sevginin felsefesini yaptığımız zaman, görüyoruz ki sevginin iki kaynağı var:

1. İnsanoğlu tam olan, kâmil olan, eksiksiz olan şeyi seviyor. Yâni bir şeye baktı da onda eksik görmedi mi, tam gördü mü, "Hah, tam istediğim gibi, hiç eksiği yok, kusuru yok!" diye öyle şeyi seviyor,tamlığı seviyor. Arapçası bunun kemâl'dir. İnsanoğlu kemâli seviyor, olgunluğu seviyor, tamlığı seviyor.

2. Bir de cemâli seviyor. Cemâl, güzellik demek...

Cemâli ve kemâli sevmekten, ona meyilden hasıl oluyor sevgi dediğimiz şey... Bazı şeyler, kendisi kâmil olduğundan veya cemil olduğundan, güzel olduğundan sevilir. Başka bir izahı yoktur. Meselâ: Şu rengi seviyorum, şu çiçeği seviyorum, şu manzarayı sevdim... gibi.

Böyle sevilen mahbublara, hiç başka bir sebep aranmadan, sırf kendisinden dolayı sevilen sevgililere mahbûbün li-aynihî denilir. Bir de, bazı şeyler insana bazı şeyleri kazandırır. İnsanoğlu kendisini seviyor. İnsanoğlunda kendisini sevmek, korumak, hayatını devam ettirmek, kendisini savunmak içgüdüsü var. Kendi varlığını seviyor ve korumağa çalışıyor. Yaradılışı itibariyle, Allah onun içine bu duyguyu koymuş. İnsan, kendisine faydası dokunan, menfaatine olan şeyi sever. Bir de menfaatten kaynaklanıyor Bir şeyden menfaatlendiği için, insan onu seviyor. Meselâ, gıda, hava, su gibi şeyleri sever. Malı sever, parayı sever. Halbuki doktorlar diyorlar ki, "Paranın üstünde ne kadar mikrop var, o mikropları görsen, eline almak istemezsin!" Ama parayı seviyor. Çünkü bir şeyleri kazanmasına, başka sevdiği şeyleri elde etmesine sebep olacaktır.

İşte böyle başka bir sebepten, faydası olduğu için, menfaatten dolayı olan sevgiye de mahbûbün li-gayrihî derler. Yâ bizzat kendisi sevimsiz bile olsa, başka sebepten seviliyor. Çünkü, onunla başka sevilen şeyler elde ediliyor. Meselâ:


(El-insânü abîdül-ihsân) [İnsan, ihsânın kölesidir.] İyilik yapanı sever insan... Bir insan seni sevmiyor, aranızda bir soğukluk var, bürûdet var, buzlar var, karlı dağlar var... Çare?.. Hediye ver!


(Tehâdev tehàbbû) "Hediyeleşin, birbirlerinizi seversiniz." buyuruyor Peygamber Efendimiz. Ne oluyor?.. Sağlanılan menfaatler yavaş yavaş sevgi uyandırıyor.

Bir de çok mühim olan bir mahbûbun, sevgilinin hatırı için sevilen şeyler vardır. Aslında sevilecek bir şey değildir de onun hatırı için sevilir. Meselâ, ilaç acıdır ama, sıhhatin hatırı için içilir. Eğer içine sevilecek şeyler konulmamışsa, ilâcın kendisini sevmek yok her zaman... Çocuk sevsin diye bazan kokular, tadlar ilâve ediyorlar; çukulata tadı, meyva tadı, şeker tadı... O zaman seviyor.

Ama ilacı doğrudan doğruya ilaç olduğu için sevmiyoruz, sıhhatimize yardımcı olduğu için seviyoruz. Kendi isteğimizle gidip ameliyat oluyoruz. Neden?.. Sonunda sıhhat kazanacağız diye. Aslında kanımız dökülecek, canımız yanacak, bayılacağız, ayılacağız; ama ne yapalım, istiyoruz, seviyoruz.

Sonra çalışmayı seviyoruz, yorulmayı seviyoruz. Adam erkenden eşofmanını giyiyor, koşuyor. Ter akıyor, kan ter içinde kalıyor, ama sıhhat kazanacağım diye yapıyor, seviyor. Yâni yorgunluğuna rağmen, adaleleri ağrımasına rağmen... Hattâ masaj yaptırıyor kurtulmak için...

Sonra cihadı seviyoruz. Allah'ın dini yayılsın diye, Allah'ın rızasını kazanalım diye şehadeti seviyoruz. Helâl olan şeyleri sevimsiz bile olsa, seviyoruz; haramlar sevimli bile olsa, sevmiyoruz, kızıyoruz. Adam zevkten içkiyi içiyor, ama biz içki içene kızıyoruz. Neden?.. Haram!.. Haram diye biz sevmiyoruz.

Demek ki Allah için, çok sevilen birisi için böyle sevimsiz bile olsa, bazı şeyler seviliyor

b. Makbul Olan Sevgiler


İslâm'ın yapısı içinde sevginin çok yeri vardır. Makbul olan sevgiler vardır, makbul olmayan sevgiler vardır. Şöyle ilk tanıdığımız sevgiden itibaren sıralamaya başlayayım:


1. Anne Baba Sevgisi


Sevgiyi ilkönce annemizden öğreniriz; annemizin sıcak bağrından, yumuşak göğsünden tadarız. Annemizi severiz önce... Anne baba sevgisi çok makbul bir sevgidir. Allah'ın tavsiye ettiği, teşvik ettiği, sevap verdiği, razı olduğu bir sevgidir.

(Rıdar-rabbü fî rıdal-vâlideyn) "Allah'ın razı olması annenin, babanın razı olmasına bağlıdır." O kadar önemlidir.

(Elcennetü tahte akdâmil-ümmehât) "Cennet annelerin ayakları altındadır." Hani nerde, ayağına kapanmak lâzım!

Allah-u Teâlâ Hazretleri anne babaya iyiliği Kur'an-ı Kerim'de emretmiştir:


(Ve kadà rabbüke ellâ ta'büdû illâ iyyâhu ve bil-vâlideyni ihsânâ) [Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi, an-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti.]


(Ve lâ tekul lehümâ üffin ve lâ tenherhümâ ve kul lehümâ kavlen kerîmâ) [Onlara karşı 'Öf!' bile deme, onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle!] diye, "Öf, aman!" bile demeyi yasaklamıştır.

Bir evlât babasına, anasına iyi bir davranışta bulunur da, kendisine sevgi ile bakmasını sağlarsa; o çocuk, bir köle azad etmiş gibi sevap kazanır, sırf o bakışı sağladığı için... Anası baktı diye, babası baktı diye, oğlana bir köle azad etme sevabı verilir. Bir köle kaç para eder bu devirde bilmiyorum ama, herhalde bir Mercedes eder en aşağı... Yâni çok büyük sevap kazanır.

Diyorlar ki:

"--Yâ Rasûlallah! Anne baba sevdiği evlâdına günde 360 defa bakar."

Çok bakar demek istiyorlar. Peygamber Efendimiz SA buyuruyor ki:

"--Allàhu ekber!"

Yâni, 360 defa bakarsa, Allah 360 köle azad etmiş sevabı vermez mi?.. Verir, ne olacak, hazineleri sonsuz.

Demek ki evlâtlar, anneye babaya ne kadar karşısında görünüp de yumuşak baktırtabilirlerse, sevap kazanacaklar.

Anne ve bababaya isyana, Arapçada ukkul vâlideyn denilir; çok büyük bir günahtır, çok müthiş bir günahtır. Anne babaya asi ise bir evlât onun cezası çok büyüktür. Annesinin, babasının rızasını kazananmamış bir evlâdın durumu çok fenâdır.

Peygamber SAS Efendimiz'e haber verdiler:

"--Yâ Rasûlallah! Müslümanlardan bir genç var, ölüm döşeğinde, ölecek, belli, son dakikalarını yaşıyor. Israr ediyoruz, telkın ediyoruz, "Lâ ilâhe illallah... Eşhedü en lâ ilâhe illallah..." diyemiyor, söyleyemiyor, hayret ediyoruz.

Peygamber SAS Efendimiz o gencin yanına gitmiş. Bakmış ki o ölecek çocuğa, annesi dargın ve kırgın... Demiş ki:

"--Ateş getirin, yakın meydanda ateşi, bu çocuğu ateşe atacağız."

Kadıncağızın aklı başından gitmiş;

"--Aman yâ Rasûlallah, yakmayalım!" demiş.

O zaman, Rasûlüllah Efendimiz:

"--Sen bundan razı olmazsan, bu cehennemde yanacak. Ben burda ateşe atacağım deyince, sen razı olmuyorsun; sen bundan razı olmazsan bu cehennemde yanacak.

"--Tamam, razı oldum yâ Rasûlallah, haklarımı helâl ettim!" demiş.

O sırada da hastanın yanından haber gelmiş:

"--Yâ Rasûlallah! Ne oldu anlayamadık çocuk 'Lâ ilâhe illallah' dedi, ruhunu teslim etti." demişler.

Bak kilitlenmiş, annesi razı olmadığı için "Lâ ilâhe illallah" diyemiyor. İmansız gidecekti belki, o kadar önemlidir.

Anneye babaya ikramın mükâfatı bire yediyüzdür. Bir milyon lira harcarsanız, yediyüz milyon harcamış kadar mükâfat alırsınız. Katsayısı bire yediyüzdür. Bu makbul bir sevgidir, önemli bir segidir; evlâtlara ihtar olunur.

--Peki anne veya baba vefat etmişse, yapılacak şey yok mudur?..

Vardır. Bir insan anne ve babasının hatırına hacca gidebilir, kurban kesebilir, cami yaptırabilir, çeşme yaptırabilir, Kur'an okutabilir, namaz kılabilir, sadaka verebilir, hayır hasenat yapabilir... Hepsi onun ruhuna gider, annesi babası istifade eder.

Rasûlüllah Efendimiz'e bir kişi geldi dedi ki:

"--Yâ Rasûlallah, annem vefat etti, bana bir vasiyeti de yoktu. Ben şimdi istiyorum ki, onun için bir çeşmi yaptırayım. Yaptırsam, sevabı anneme gider mi?.."

"--Gider." dedi Peygamber Efendimiz.

Bunun üzerine o adam annesi hatırına, adına, nâmına bir çeşme yaptırdı, "Bu Saad'ın annesinin ruhu için yaptırılmış çeşmedir." diye üstüne yazdı.

Onun için vefat etmişlere de evlâtlar böyle faydalar sağlayabilir.

2. Aile Sevgisi


Makbul sevgilerden birisi de eş sevgisidir. Erkekse hanımını sevmesi, hanımsa beyini sevmesi... Bu da makbul bir sevgidir, belki şaşıracak salondaki bazı dinleyicilerimiz... Çok makbul bir sevgidir, sevaplı bir sevgidir. Allah'ın teşvik ettiği, Rasûlüllah'ın tavsiye buyurduğu bir sevgidir.

Hanımı için, çoluk çocuğu için çalışan bir baba, Allah yolunda cihad eden insan gibidir. Hac yapan, umre yapan, gazâ yapan insan gibidir. Hadis-i şerifte öyle bildiriliyor.

Evlât büyüten bir kadın da, yine onun gibidir. Onunla ilgili hadis-i şerifi okuyayım:


449/4 (İnnel-mer'etel-müslimete izâ hamelet enne lehâ ecrüs-sàimil-kàimil-muhrimil-mücâhidi fî sebîlillâh, hattâ vadaat) "Bir müslüman hanımefendi bir evlâda hâmile kaldı mı, o hâmile hanımcağıza doğum yapıncaya kadar, oruç tutan, geceleri sabahlara kadar namaz kılan, ihrama girip hac yapan, cihada gibip Allah yolunda cihad eden insan kadar sevap yazılır durur."

(Ve enne lehâ fî evveli rad'atin türdıuhû ecrü hayâti nesemen) "Çocuğu doğduktan sonra ilk verdiği bir defalık bir süt emzirmeden, bir köle azad etmiş gibi sevap alır." İbn-i Abbâs RA rivayet etmiş.

Sevabın büyüklüğüne bak! Yâni hanım çocuğu doğuncaya kadar sıkıntı çekiyor, midesi bulanıyor, başı dönüyor, vücudu şişiyor, doktora gidiyor... vs. filan ama sevabı böyle... Erkek için de böyle, hanım için de böyle...

Çocuklar insana sadaka-i câriye gibi devamlı sevap kazandıran kaynaktır. Yani, anne baba evlâdını hayırlı evlâd yetiştirmişse, o evlâdın yaptığı sevaplı işlerin hepsinin sevabının bir misli anne babasına gider. Öyle yetiştirdi diye... Tabi bütün bunlar nikâh yoluyla evlilik içindir, onu beyan ediyorum. Çocukları sevmek ve aralarında adalet etmek gerektiğini de hatırlatıyorum. Anneler babalar çocukları arasında adaletli davranmalıdırlar.
3. Müslüman Kardeşini Sevmek

Makbul olan, sevaplı olan, kârlı olan sevgilerden hatırlatmam gereken önemlilerinden birisi de arkadaş sevgisidir. İslâm'da, din yolunda Allah rızâsı için arkadaşlık etmek, birisiyle ahbab olmak. Buna el-hubbu fillâh el-uhuvvetü fillâh derler. Allah rızâsı için arkadaş olmak, kardeş olmak, Allah rızâsı için sevmek derler. En sevaplı ibadetler den biridir. Seviyorsun bir şey harcamıyorsun, zaman harcamıyorsun, bir işi yapmıyorsun, yorulmuyorsun, tek arkadaş olduğun için sevap kazanıyorsun. O kadar sevaplı bir iştir. Müjdeli hadîs-i şeriflerden bir tanesini okuyayım:

397/3 (Men ahabba ehan lillâhi fillâh) "Kim Allah için, Allah yolunda, bir müslümanı kardeş edinir, severse, (ve kàle innî uhibbuke lillâh) 'Ben seni Allah için seviyorum kardeşim! Başka bir şey için değil para için, pul için, menfaat için değil de, ben seni Allah için seviyorum.' derse; (fekàd ehabbehullàh) Allah da onu sever. (fedehalâ cemîanil-cenneh) İkisi birden cennete girer." Hem seven, hem sevilen, hem bu kardeş, hem o kardeş, ikisi birden cennete girer.

Tarikatın, tasavvufun vücudunun, varlığının, sebeplerinden birisi budur. Bundan bu kazancı elde etmek için... Neden tasavvuf var, neden tarikat kardeşliği ihvanlık var? Bundan dolayı işte, bu kazancı sağlamak için. Mutasavvıflar akıllı insanlardır, kurnaz insanlardır, ahiret sevabını bilirler; bundan dolayıdır.

Hazret-i Ömer RA'den bir hadis-i şerif:  452/5 (Nazarür-racülü ilâ ahîhil-müslimi hubben lehû ve şevkan ileyhi hayrün min i'tikâfi senetin fî mescidî hâzâ.) "Müslümanın -- adamın diyor ama, hanımlar dahildir buna-- müslüman kardeşine, onu severek, ona şevk duyarak bakması, --canım kardeşim diyerek, severek bakıyor-- bu benim mescidimde bir sene i'tikâfa girmekten daha hayırlıdır." diyor Peygamber Efendimiz.

Bir sene i'tikâf... Biliyorsunuz Ramazanın son on gününde camide i'tikâf oluyor. Adam çantasını hazırlıyor, yastığını alıyor, camiye gidiyor. Ne oluyor?.. On gün camide yatıyor. Sebep ne?.. Kadir gecesini yakalayacak, maksadı o... Avcılığa gidiyor, Kadir gecesini elde etmek istiyor, ihyâ etmek istiyor.

Onun için, "Hanım bana müsaade, sen de evde i'tikâfa gir istersen! Allah'a ısmarladık, ben gidiyorum." diyor, camiye gidiyor. On gün i'tikâf yapıyor. On gün değil, bir sene i'tikâftan hayırlıdır diyor. Hem de ne diyor: "Şu benim mescidimde..." Medine-i Münevvere'deki Mescid-i Nebevî'de... Oranın özelliği ne?.. Orada kılınan bir namaz, başka yerde kılınan bir namazdan bin misli daha sevaplıdır.

Meselâ ben şimdi burda, Mustafa Şeker Hocamız'ın camiinde iki rekât namaz kıldım. Tamam sevap, güzel... Medine-i Münevvere'ye gittim, orda bir namaz kıldım; ordaki bin misli fazla... Neden?.. Orası Peygamber Efendimiz'in mescidi olduğu için. Buna kıyâsen, bunun gibi olduğuna göre, Peygamber Efendimiz'in mescidinde bir sene i'tikâf ne demek?.. Herhangi bir camide bin sene i'tikâf demek... Bin sene ömrümüz mü var? Nuh AS bile 950 sene yaşamış, o kadar ömrümüz yok.

Bak nerden sağlanıyor bu, sözün başına dönelim hatırlayalım: Adamın müslüman kardeşine severek ve iştiyak duyarak, şevkle, hasretle, canım kardeşim diyerek bakması, Peygamber Efendimiz'in mescidinde bir senelik i'tikâftan daha hayırlı imiş. Anlayın Allah yolunda kardeşliğin sevabını... Ben bu konuşmamda başka bir şey söylemesem, bu size yeter, bu akşamın kârı size yeter.
Müslümanlar birbirlerini ziyaret ettikçe sevap kazanırlar. Dua ettikçe, aynı sevabı alırlar. "Yâ Rabbi, o kardeşime zenginlik ver!.." Tamam, sana da gelecek... "Yâ Rabbi, o kardeşime sıhhat ver!.." Tamam, sana da gelecek... "Yâ Rabbi, o kardeşimi şöyle yap, böyle yap..." Aynen sana da gelecek. Neden?.. Başucunda bir melek, (Âmîn, ve leke mislühû) "Âmîn, aynını Allah sana da versin!" der, müslüman kardeşine dediği için...

Allah yolunda birbirini sevenler, mahşer gününde izdihama, sıkışıklığa düşmeyecekler. Hani izdiham var ya orda, varmış ya, olacak ya... Sırılsıklam terleyeceklermiş, ter kimisinin dizine, kimisinin boynuna, kimisinin ağzına, kulağı hizasına gelecekmiş. Ter, sıkışıklık izdiham, sıcak, harâret... Hah, işte o günde birbirini Allah için seven insanlar, Arş-ı A'lâ'nın gölgesinde gölgelenecekler. Mahşer halkı onları aşağıdan yıldızları seyreder gibi seyredecekler. Peygamber Efendimiz böyle anlatınca, demişler ki:

"--Yâ Rasûlüllah, o Arş'ın gölgesinde gölgelenenler peygamberler mi, şehidler mi?.."

"--Hayır! (Hümül-mütehàbbûne fillâh) Onlar birbirleriyle Allah için muhabbet eden ahiret kardeşleridir. Birbirlerini Allah için seviyorlar."

Siz birbirinizi neden seviyorsunuz, neden buraya geldiniz, neden bu toplantıya katıldınız?.. Biz birbirimizi Allah için seviyoruz, kardeşiz biz...

Bunların hepsi sahih hadis-i şerif, şişirme değil, balon değil, helyum gazıyla doldurulmuş çocuk balonu değil bunlar; Peygamber Efendimiz'in hadis-i şerifleri...


Birbirlerini Allah için sevenler, Arş'ın gölgesinde gölgelenecekler... Cennete girdikleri zaman, o kadar yüksek mertebeleri olacak ki, yüzleri o kadar nurlu olacak ki, köşklerinin balkonlarına çıktıkları zaman, cennetin sefalı gölgelikleri aydınlanacak... Nerden aydınlanacak, güneş mi doğdu?..


(Lâ yerevne fîhâ şemsen ve lâ zemherîhâ) "Orda soğuk da yok, sıcak da yok, güneş de yok...


(Fî zılâlin ve uyûn) "Pınarbaşları var, gölgelikler var, serinlikler var... Aşırı sıcaklık yok.


(Müttekîîne fîhâ alel-erâiki) [Tahtlar üzerinde otururlar.] Serirler var, uzanacaklar.

Sonra, Yâsin Sûresi'nde anlatılıyor. Ah bir Arapça bilseniz, neler var...
Yüzlerinin nurundan aydınlanacak ortalık, başka bir şeyden değil... Ve cennetteki insanlar diyeceklermiş ki: "Yine o mübareklerden birisi balkona çıktı, haydi gelin onu seyrana gidelim!" diyeceklermiş birbirlerine... Onlar da cennetlik, onlar da yabancı değil, onlar da Allah'ın rızasına ermiş insanlar ama, haydi şunları seyre gidelim diyeceklermiş. Demek ki, seyri bile sefalı olacak, seyranı bile tatlı olacak.

Bu da makbul sevgilerden biri... Tabii bu, sıradan müslümanların birbiriyle arkadaş olması... Daha önce söylemem gereken bir şey vardı: İyi kulları sevmek... Mürşid-i kâmilleri, ulemâ-i âmilîni, evliyâullah ve sàlihîni, hayır hasenât sahiplerini sevmek... Şehidleri, gàzileri sevmek... Bu da makbul bir sevgi.

Fatih Sultan Muhammed Han cennet-mekân diyoruz, seviyoruz; Peygamber Efendimiz medhetmiş. Seyyid Battal Gàzi diyoruz, seviyoruz, ziyaret ediyoruz. Barboros Hayreddin Paşa diyoruz, çok seviyoruz. Ne zaman Beşiktaş'tan geçsem, Fâtiha okurum, çok seviyorum. Neden?.. Mübarek insanlar...


Kusurlu da olsa, mü'min kardeşimizi seveceğiz. Çünkü, mü'min olması çok büyük bir kıymet ifade ediyor, kusuru küçük kalıyor yanında... Mü'min oldu mu, iman cevherinden dolayı o insan kıymetli oluyor; kusurlu da olsa mü'mini seveceğiz. Neden?.. Dikensiz gül olmaz da onun için... Kurcalasan, herkesin kusuru var. Kusurlardan dolayı insanları defterden silerse bir insan, dostsuz arkadaşsız kalır. Neden?.. "Yârsız kalmış cihanda, aybsız yâr isteyen..." Kusursuz yâr olmaz, kusursuzluk Allah'a mahsus... Herkesin kusuru vardır. O halde, kusuruyla sevmeye alışacağız, iyi tarafını görmeğe alışacağız.

Hazret-i İsâ AS, ashabı ile gidiyorlarmış, bir köpek leşinin yanından geçmişler. Hayvan ölmüş, şişmiş, kokmuş. Herkes burnunu kapatmış, "Aman ne çirkin kokuyor!" diye başını çevirmiş, geçmiş. Hazret-i İsâ AS demiş ki: "Ama dişleri nasıl bembeyaz inci gibiydi. Dikkat ettiniz mi?.."

O manzarada bile güzelliği görmek; bu bir derstir bizim için. Hakîkaten her şeyin güzel tarafı da vardır, onları da görmek lâzım!..


Bu yazı 1518 defa goruntulenmistir..


Duyuru
Sitemiz Yenileniyor...
Resimli Ayetler
resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler resimli ayetler


büyük islami bilgiler arşivi
La Tahzen "Üzülme ! Allah bizimle beraberdir "(Tevbe-40)